Tutunmayı Bırakmak

“Bazen düşüncelerimize, arzularımıza sımsıkı yapışma halimiz adeta bir halata sımsıkı yapışıp çekmemiz gibidir. Halata gergin bir şekilde asıldığımızda elimiz bu aşırı çekme halinden yanmaya, acımaya, hatta yara olmaya başlar. Yapmamız gereken belki de halata asılmayı bırakmak ya da biraz bile olsa tutuşumuzu gevşetmeyi öğrenmektir.”

                                                                                         Jack Kornfield

Bu hayatta neye “olmazsa olmaz” “asla” diyorum? Nerede hayal kırıklığı yaşıyorum? Bir türlü bırakamadığım şey ne? Peki o halatı bıraksam ne olurdu?

O halatı bırakmak demek aslında zaten başıma gelen kabul etmediğim bir şey. Ben bırakmasam da elimden kaydı gitti, belki küçük bir ip parçası kaldı, halata bağlı olan minicik bir ip.  Halat bana gelsin istiyorum ama çekemiyorum. Azıcık çekmeye kalksam o da kopacak ve halatla hiçbir bağlantım kalmayacak. O kadar ince ki her an kayıp gidebilir o yüzden yumruğumu sıkıyorum. Yumruk yapmaktan kollarım ağrıyor, tırnaklarım etime batıyor, dişlerimi sıkıyorum. Halat çoktan benden gitti ama bir mucize bekler gibiyim, kabul edemiyorum. “Hayır! Bırakırsam ellerim bomboş kalacak. YAPAMAM, YAPAMAM!” diye bağırarak yumruğumu daha çok sıkıyorum ve canım çok yanıyor. Bıraksam gevşerdim ama beni kaskatı kesen enerjiyi dışarı bırakmak yere çakılmama neden olurdu.

Herhalde hiçbir şeye tutunmazsam bir daha o yerden kalkamayacağımdan korkuyorum. Boşlukta nasıl hareket edeceğim? Yüzmek gibi… Suyun içinde akıp gitmemek, derinlere batmamak için bir şeye tutunmaya ihtiyaç duyuyorum ama aslında bir şeye tutunmama gerek yok. Sadece yüzebilirim ya da yüzeyde durabilirim. Korkuyorum yine de. O derinliğini, genişliğini bilmediğim sularda hep yüzmek zorunda kalmaktan çok korkuyorum. Kendimi akışa bırakamıyorum ellerim akışkan olmayan bir şeyleri aramaktan kendini alamıyor. Yere yapışıp kalırım da kimse elini uzatmaz battıkça daha çok batarım diye çok korkuyorum. O halata tutunmak akışkan olan hayata direnç göstermek, uyumsuz olmak. Aslında bu yüzden batıyorum.

Oysaki daha önce tutunacak hiçbir şey olmadan çok yüzdüm, o yerden çok kere kendi başıma kalktım. Yere çakılıp kalmak da dünyanın sonu değil. Hem zaten uzun zamandır gerçek bir şeye tutunmuyorum, küçük bir ipi avucumun içinde tutuyorum. O beni tutuyor sanıyorum ama aslında ben onu tutuyorum. Farkındayım, kaslarım öyle bir kasılmış ki elimi gevşetmek öyle kolay olmayacak. O kadar uzun zaman yumruk yapmışım ki, elini açmanın nasıl bir şey olduğunu unutmuş gibiyim, gevşemek kendimi uçurumdan aşağı atmak kadar zormuş gibi ama bu bir illüzyon. Açarken acı hissedeceğim, belirsizlikten korkan zihnim “ama savrulup gidersin” diyecek. İlk rüzgârda hiç düşünmeye fırsat kalmadan elimi yeniden yumruk yapacağım.  Esintiye, akışa alışana kadar hep bildiğimi uygulayacağım. Bir şeyleri tutmaya çalışacağım. Sonra farkındalığım devreye girecek yeniden “Bu sana acı veriyor ve bir yanılgı içindesin şimdi nefesini bırak ve elini yavaş yavaş gevşet, acelemiz yok. Biliyorum çok zor hatta imkansız görünüyor ama ona direnç göstermezsen geçecek. Akışa güven, direnç göstermeyi bırak, uyum sağla” diyecek. Tıpkı suyun beni kaldıracağına güvenmeyi öğrendiğim gibi, bıraktığımda da iyi olacağıma, zorlukların üstesinden geleceğime güvenmeyi öğreneceğim. Sadece olabilirim ve o su bana ne getiriyorsa kabul edebilirim, gidenleri de bırakabilirim. Ben artık yüzme biliyorum.

Not: Birlikte Dönüşen Zihin kitabındaki meditasyon soruları üzerine yazdığım metindir.

Kitap linki: https://www.kitapyurdu.com/kitap/birlikte-donusen-zihin-budist-ogretiler-ile-icsel-ve-kolektif-buyume-yolculugu/723640.html#:~:text=Birlikte%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20Zihin%2C%20zihnin%20derinliklerine,ve%20ula%C5%9F%C4%B1labilir%20bir%20rehber%20sunuyor.