Munchausen Sendromu: İlgi Açlığı Neler Yaptırır?

Munchausen sendromu başkalarına kendi acındırmak ve ilgi toplamak için kişinin kendisini hasta gibi göstermesi ya da hasta etmesidir. Biraz ilgi ve sempati için insanın kendisini aciz bırakmasını, zarar görmesini anlamlandırmak zor gelebilir. Ama bu kişilerin erken dönem yaşantılarına bakıldığında yoğun ihmal ve istismar hikayeleri olduğu görülmektedir. Belki de ihtiyaç duydukları görülmeyi ve bakımı yalnızca bir kaza yaşadıkları ya da hasta olduklarında alabildiler…

Bir çocuğun gözünden düşündüğümüzde, çocuğun hayatta kalması ne kadar ilgi gördüğüne bağlıdır ve bunun için ne gerekiyorsa yapabilir. Birileriyle bağlantı kurmanın tek yolu aciz olmak, acı çekmekse sevgisizliğin, yalnızlığın acısı fiziksel olarak çektikleri acıdan çok daha büyüktür. Bu noktada yazıya ara verip başkalarıyla bağ kurmak ve görülmek için neler yaptığınızı, ne yaptığınızda ilgi gördüğünüzü düşünebilirsiniz çünkü ilgi hepimiz için hayatidir.

Konumuza dönecek olursak bu sendromun başka bir çeşidi ise yakınlık yoluyla Munchausen Sendromu’dur. Yani kişi başka birine verdiği bakım üzerinden dramatik bir hikâye yaratır ve bundan beslenir. Kişi hasta bir aile bireyinin tedavisi sabote ederek onu kendisine bağımlı kendisini fedakâr, mağdur bir konuma sokabilir. Yetişkinlerde bunu obezite vakalarında görebilirsiniz, bu sorunu yaşayan kişinin bir yakını ısrarla hastayı beslemeye devam eder. Onun bağımlılığına ihtiyacı vardır.

Siz de tahmin edersiniz ki bize en çok bağımlı ve aciz durumda olan kişiler çocuklardır, bu nedenle en çok çocuklar üzerinde görülür. Muchausen sendromu olan ebeveynler çocuklarını sık sık doktora götürür, tıbbi prosedürlere uymaz, fazlaca tepkisel davranır ve çocuğun ihtiyaç duyduğu tıbbi yardımı almalarını engeller, hatta onları hasta edecek şekilde zehirleyebilirler. Peki ya hayvanlar? Kendilerini hiçbir şekilde ifade edemeyecek olan hayvanlar bu konuda tamamen savunmasızdır ve onları üzerinde böyle bir durumu raporlamak oldukça güçtür. Özellikle sosyal medyanın hayvanlara ve çocuklara olan ilgisini düşündüğümüzde durum oldukça endişe verici.

Çünkü Munchausen çok sık görülen bir sendrom olmasa da mağduriyetten beslenen insan sayısı çok fazladır. Bu kişiler belki de gerçekten de merhametlidir ve birilerine zarar verme potansiyelleri yoktur. Buna karşın bakım verdikleri kişilerin iyileşmesini içten içe istemiyor ve içlerindeki bu karanlık yanı reddediyor olabilirler. İnsanız, bir iyilik yaptığımızda bunun görülmesini isteyebiliriz, bir zorluktan geçerken görülen destek iyi gelebilir ve bunun arayışında da olabiliriz. Bu istek ve eğilimleri yönetebilmek için kendimizi iyi okuyabilmemiz ve karanlık, kusurlu olan yanlarımızı kabul edebilmemiz gerekir. Aksi takdirde bu parçalarımızın kölesi oluruz çünkü bilmediğimiz şeyi kontrol edemeyiz. Farkında olmadan kendimizi mağdur eder, bakım verdiğimiz kişinin daha iyi olması için atılacak adımları sabote ederiz. Daha fazla ilgi alabilmek için etrafımıza daha fazla muhtaç can toplar ve onlara ihtiyaç duydukları bakımı veremeyebiliriz. Fedakarlığı ilgi için yaptığımızdan dolayı birileri ilgi ya da sempati göstermediğinde çok yıkıcı bir öfke gösterebiliriz. Sorunları çözmeyiz, gerçek anlamda çözmek için çabalamaz sadece problemin bir parçası olmayı kabul eder ve mağdur olduğumuz bir hikâyenin içinde kayboluruz.

Ama eğilimlerimizi fark eder, onları kabul edersek başlangıçta bu istek ve ihtiyaçların ne kadar insani olduğunu da görmüş oluruz. Jung acı çekmenin ya da komplekslere sahip olmanın sağlıksız bir durum olmadığını, sağlıksız olanın bunları inkâr etmek olduğunu söyler. İnkâr ettiğimiz içimizde büyür ve bizi yönetmeye başlar. Bu nedenle bir şey bizi çok tetikliyorsa neden tetiklendiğimizi düşünmek, inkâr ettiğim bir şeylere temas mı ediyor diye değerlendirmek çok kıymetli.

Peki mağduriyetten beslenen insanlara karşı ne yapmalı? Nelere etkileşim veriyoruz ve burada tehlike sinyalleri nelerdir üzerine düşünmekte fayda var. Bu tür paylaşımlar yapan kişilerin mağduriyetten beslenme durumu, bakım verdikleri kişi ya da hayvanla kurdukları bağı gözlemlemek önemlidir. İlgi almak pahasına ona zarar verme ihtimali var mı? Acıdan keyif aldığına dair ipuçları var mı? Peki o canın tepkileri nasıl? Sezgilerimiz bize içinde bulunulan durumla ilgili neler söylüyor? Bu kişi bir eleştiri aldığında nasıl yanıt veriyor? Kendi benliğini bir mağduriyet üzerinden inşa ediyor olabilir mi? Burada kendi hislerimizin farkında olarak onların bize rehberlik etmesine izin vererek bize iyi gelmeyen içeriklerden uzak durabiliriz. Bariz bir ihmal ve istismar yoksa bizim sorumluluğumuz hoşumuza gitmeyen, iyi gelmeyen şeyleri hayatımızdan uzaklaştırmak ve dolayısıyla onları beslememektir.

Çünkü insanların neyi neden yaptığını tam anlamıyla bilmek mümkün değil. Onun psikolojisini okumaya çalışmak yerine kendimizi okuyabiliriz. Bazı şeyler çok mu fazla geliyor, duygusal olarak yorulduğunuzu mu hissediyorsunuz ya da böyle bir durumda sempati duymadığınız için suçluluk mu geliyor? Kendinizi etkileşim ve destek vermek zorunda hissediyor ama bunu istemiyorsanız bunun üzerine düşünebilirsiniz. Belki de sizin duygusal yıpranmadan korunmak için mesafe koymanız o kişinin mağduriyet hikayesini beslememek demek. Özellikle tanımadığınız, sosyal medyada gördüğünüz insanların hep duygu odaklı paylaşımlar yapması, çözüm değil sorun odaklı olması dikkatinizi çekiyorsa bu durum çok yoğun bir çaresizlik ve umutsuzluk yaratacaktır. Bunun kimseye faydası yok. Bunun yerine gelişmeleri paylaşan, akılcı çözümler sunan, sıkıntılarla birlikte güzellikleri de gören kişilere destek verdiğinizde hem acıları, sorunları inkâr etmemiş olur hem de daha kontrollü daha etkin hissedersiniz.

Böyle bakıldığında etki alanı sınırlı faniler olduğumuzu bilir bir kurtarıcı olma hikayesine tutunmayız. Ama aynı zamanda o sınırlı gücümüzle hayatlara dokunabilmenin verdiği mutluluğu yaşar, bunun kıymetini biliriz. Bu bizi tüketmek yerine daha da ilerlemek için motivasyon sağlar. Konu mağduriyetten beslenen insanlar da olsa her zaman konu biziz, her durum her koşul bir parça bizim içimizde de mevcut. Biz kendimizi bilirsek, hislerimizi dinleyebilirsek olması gerekeni yaparız. Başkalarını değil kendi içsel pusulanızı dinlemeniz dileğiyle.